AvaMgardisTiyatro Kollektifi

tiyatroavam.blogspot.com

AvaMgardisTiyatro Kollektifi olarak elimizden geldiğince oyunların tekstlerini tiyatroavam.blogspot.com adresinden yayımlayacağız... Tüm dostlara duyrulur...







avamgarde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
avamgarde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2009 Salı

_imgerler_



“ben bir denizim
kendi içinde taşan
ben bir denizim uçsuz bucaksız
kıyısız hür bir deniz”[1]

İmgeler yaralı bir akşam üstü
İstanbul soğuk
İstanbul esir
İstanbul kimsesiz

Kadıköy’de bir kalabalık cesareti
Sonra vapur
Ve
Avrupa…

Uzun yokuş
Yük ağır…

Eski bir binanın sıvalarında yüzleri çocukları

Sahi hangi imge yakalayabilir tarihin soluk resmini?


İmgelerim katledildi bir sabah
Sabahtı çok iyi biliyorum…
İşçiler simit sırasında
Yeni yetme liseliler ilk sigara telaşında

Susabilirdim ancak
Ve öyle oldu…

Tarihe kazınmıştı her şey…

Sahi sekiz saat yolda bagajda mı saklanır imgeler?


Göçer…
Konmadan göçer
Tarihe ve söze inat…

Zihinde kalır hep o göçebe imge…


Sözle kemiğe bürünür ansızın imgeler…

Benim imgelerim ölü…
Sesiz kısık…
Menenjit olmuş bir kentte
Ateşi düşürme telaşında hayatım…

Yangınsa çoktan çıkmış…
Küller imgelere tecavüz etmekte…

Şimdi duracak ve soluk alacaksın…

Oysaki o kadar çok imge var ki bende…

Sana bana ona bize size onlara dair…

Hepsi ben kadar göçebe…
Hepsi tarih kadar acıtıcı…
Hepsi küller içinde gibi esmer…

Sahi hangi dua temizler içimdeki kuruyan kanı?

Sahi hangi yangında ilk kurtarılmıştır imgeler…




[1] Mevlana

14 Aralık 2008 Pazar

ŞİİRBAZLIK (Mektubumsu Güncellemeler II)

Şiir çirkinin işi üstat…

Bak
Yüzüme

Gün be gün
(makyajım akıyor)

10 Aralık 2008 Çarşamba

ŞİİRBAZLIK (Mektubumsu Güncellemeler I)

Şiir çirkinin işi üstat…

Bak
Yüzüme

Gün be gün
(güzelleşiyorum)

24 Eylül 2008 Çarşamba

rigna hiÇ

özge'ye, canım'a

1.

unut onu
sokağın adı sormagir
namı diğer çocukluğum
giremedim
bir yanı merdivenler
bir yanı uçurum

2.

ört onu
ama o üşümez ki
bilmez İstanbul denen şehrin rüzgarını
bu şehrin rüzgarı
bilge bir kerhanecidir
uyutmaz
küçük kız çocuklarını


3.

“son defa öp beni”
sonuncusu hangisi
bilinmez ki?

4.

bilme gitsin ötesini
eşeleme karları
üşüme
gir odana saklan
bırak
beklesin kapıda çocukluğum
yasla başını omzuna
İstanbul sandığın istanbul’un

5.

rüzgar gülüne şarkılar söyledi
biri
rüzgar gülü döndü döndü

6.

sokağın adı sormagir
namı diğer çocukluğum
ben çocuk değilken artık
o merdivenlerde kustum
iyi ki kustum

Hakan Bintepe
24 ağustos – 24 eylül hem İstanbul hem İzmir 2008

30 Temmuz 2008 Çarşamba

N.A.D.Y.A

NADYA (KİMSESİZ ÜLKELER ATLASI)

I.

-evinde rahat uyur ölüler-



sis

gecede asılı ütülü bir gömlek…
kayalıklarda bir telaş

tut elimi Nadya


uzadı ses

bulut
(kirlendi)

bir kamyon
(ceset el salladı girince tekerlek siper çukuruna)


bana bilmediğim dillerde yalan söyle Nadya

büyümedi o çocuk Nadya
sokaklar kurşuna dizildiğinden beri büyümedi

trompet solo gibiydi

ses
bunu dedi
duydum
bir trompet solo gibi çıktık
(yol)

sonrası

sus Nadya

trenler
(gitti

çok
gelemedi)

(ter ve kan kokan gömlekleri temizleyemedi evlerin külleri)

atlasların mürekkepleri
(uçtu)

Nadya o şarkıyı tekrar söyle

sessizlik

televizyon sustu
arabalar
kuşlar sonra
komşunun bebeği de sustu

sustu her şey

Nadya…
uzun geceleri dinle şimdi
çamura bulanmış bir el
gömleğinde temizlenen

bana kirletilecek elleri ver Nadya

tırnağımda bu sözün son hecesi

sis
toz
atlaslar beyaz bir boşluk

kayalık yok…


bana adresimi ver Nadya
sonra da soluğumu