AvaMgardisTiyatro Kollektifi

tiyatroavam.blogspot.com

AvaMgardisTiyatro Kollektifi olarak elimizden geldiğince oyunların tekstlerini tiyatroavam.blogspot.com adresinden yayımlayacağız... Tüm dostlara duyrulur...







23 Ağustos 2007 Perşembe

ANKARA'da denizin göle düşüşü...

baharda asılı kalmış yüzleri
insanlar...
uçurtmalar gibi yüksek tellerde
gerilimi bacak aralarından aşırıp gözlerine çekmişler.

bahar olmaması ne kötü.

hiç bir çiçeğin açamayacağı
ama
her bir çiçeğin solabileceği
soğuktan yüzlerin atlası...

kültablalarında uyanan bir kent.
izmaritten ve başı boş köprülerden

iki kat arasına sıkışmış meyhanelerden
çıkıp gurup vaktini gölde geçiren esmer romantikler
gördüm.

ankara'da bir akşam vakti
denizin göle düşüşünü gördüm.
gözlerim gördü.

ankara'da bir akşan üstü
tüm kuşlar gölde boğuldu
ben öldüm...

29 Temmuz 2007 Pazar

VASİYET

oğlum deniz'e ve de yeni kızım Irmak'a....
...
inanılmaz gecelerde doğdunuz ikiniz. adınızı dahi bilmiyorum. kızım
ırmak...
sessizlik.
doğrulup sakala giden el tanesi.
"sizden ötesine herkese bir küfür"
inanılmaz gecelerde doğdunuz ikiniz. adınızı dahi bilmiyorum. oğlum
deniz...
sessizlik.
doğrulup kapı koluna giden el tanesi.
"sizden ötesine herkese bir harf."
inanılır gecelerde doğdunuz hepiniz. adınızı tek tek biliyorum. hepiniz
siz olan onlar ve tüm ötekiler- bir biri içinde tanımlanabilen ve her zaman bir ikinci şahit bulup varlıklarına inananlar- tanrının tüm işe yaramazlığını giyinen ve bu halleriyle bile -çıplaklık yasak çünkü- yok olan her gün kendi varoluşsal tartışmalarında.
sizler.
çığlıklar...
doğrulup pencere önünde kitlesel intihar ritüelini izleyen bir tek göz.
sizden ötesine çocuğuma bir nefret.
kırılacak camlar hıçkırıklarınızla.
kayıp bir çöplüğün leş kargaları hepiniz.
ellerinizi çekin çocuklarımın üzerinden.
sizler ölüsünüz.
vapur ezdi tüm varlığınızı.
çıkın tüm hayatlarımdan. ben ölmek için çok yaşlıyım baba olmaz içinse çok küçük.
haydi kırın pencerelerinizi ve birer birer ölün.
haydi tanımlayın bana kendinizi.
kim varolmak istiyor ha!
tartışmalar sadece birer kafiye yığını. kimse kimseyi sevemez. haydi durun ve bakın.
yoksunuz işte yoksunsunuz. size hayat denen macerayı vermiyorum. bırakın tek eksiz o kalsın
hayatınızda. nasıl olsa hepiniz yaşamış gibi yapmıyor musunuz? ha yaşayamadığınızı bin bir kat
yalan ve bin bir kat sözcükle örtmüyor musunuz?
çabuk oturun ve cevap verin.
bu ellerime bulaşan çocuklar benim değil.
kim kaçtı,
kime ait ellerimde büyüyen bu bedenler?
hayır yalan ben çocuk görmedim. bunlar benim değil. benim hiçim var yok yok yok var yok yok yok yok var yok var.....
sonra anlamlarını yitirmeye giden bir el tanesi.
haydi anlam bulun hayata şimdi.

24 Temmuz 2007 Salı

BEN SANA MECBURUM

"ne denebilir ki. sadece insan bir akşamüstü ansızın YORULUR."

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur ?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburun sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki haziran'da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır, başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin


ATİLLA İLHAN

23 Temmuz 2007 Pazartesi

BENİM BABAM VARYA SENİ DÖVER!


“İşte böyle Laz İsmail, işte böyle
mesele esir düşmekte değil,
teslim olmamakta bütün mesele!”

N.Hikmet – 1948


Söylenecek o kadar çok şey var ki! Ama bu sözler de “geçmişi dövmekten” farksız olacaktır. Durum ortadadır… Aziz Nesin kısmen haklıdır!!!

Demokrasi” kazanmıştır… Doğrudur. Bir itirazım yoktur. Sadece zamanın birinde birilerinin “Demokrasi” ağacı dikmek (ki gübresini de bol kullanarak) için; iyi niyetli hallerini gördük… O “Demokrasi” bu demokrasi mi? Küçük oğlan şu repliği de ekliyor olabilir sonuna: “benim babam demokrasiyi çooooooooook seviyo!

Demokrasinin “star”ları… Ne denebilir ki; bir ampul gibi ışıl ışıl ülkemi aydınlatıyor. Haydi hayırlı işler!!!

Lümpenya (ki proletaryanın başkalaşım sonucu hali) kaderini bir şekilde belirlemiştir. Çoğunluk mutludur. Kolay gelsin!!!

Neden olmuştur, nasıl olmuştur bir yanadır artık… Olmaması gerekmektedir sonra. Şimdi tam zamanıdır… Belki bizler savrulduğumuz yerlerden başımızı çıkarmak zorundayız. Zorundayız çünkü…

benim babam demokrasiyi çooooooooook seviyo!

Sorun büsbütün “emperyalizm” sorunudur… Kullanılıp atılacak mendil kurutulup (belki de geri dönüşüm amaçlı) tekrar raflardadır. Güle güle kullanın!!!

Florasanlar küresel ısınmada yardımcı etki yaratıyor diye mi acaba “ampul” sayısı arttı? Bilinmez…

İçimde bir sıkıntı ve karanlık var. 22 Temmuz gecesinin karanlığı yitmeyecekmiş gibi…

Ama hala bildiğim bir şey var…

Teslim olmamakta bütün mesele”…

Vatana millete hayırlı olsun!!!