AvaMgardisTiyatro Kollektifi

tiyatroavam.blogspot.com

AvaMgardisTiyatro Kollektifi olarak elimizden geldiğince oyunların tekstlerini tiyatroavam.blogspot.com adresinden yayımlayacağız... Tüm dostlara duyrulur...







29 Temmuz 2007 Pazar

VASİYET

oğlum deniz'e ve de yeni kızım Irmak'a....
...
inanılmaz gecelerde doğdunuz ikiniz. adınızı dahi bilmiyorum. kızım
ırmak...
sessizlik.
doğrulup sakala giden el tanesi.
"sizden ötesine herkese bir küfür"
inanılmaz gecelerde doğdunuz ikiniz. adınızı dahi bilmiyorum. oğlum
deniz...
sessizlik.
doğrulup kapı koluna giden el tanesi.
"sizden ötesine herkese bir harf."
inanılır gecelerde doğdunuz hepiniz. adınızı tek tek biliyorum. hepiniz
siz olan onlar ve tüm ötekiler- bir biri içinde tanımlanabilen ve her zaman bir ikinci şahit bulup varlıklarına inananlar- tanrının tüm işe yaramazlığını giyinen ve bu halleriyle bile -çıplaklık yasak çünkü- yok olan her gün kendi varoluşsal tartışmalarında.
sizler.
çığlıklar...
doğrulup pencere önünde kitlesel intihar ritüelini izleyen bir tek göz.
sizden ötesine çocuğuma bir nefret.
kırılacak camlar hıçkırıklarınızla.
kayıp bir çöplüğün leş kargaları hepiniz.
ellerinizi çekin çocuklarımın üzerinden.
sizler ölüsünüz.
vapur ezdi tüm varlığınızı.
çıkın tüm hayatlarımdan. ben ölmek için çok yaşlıyım baba olmaz içinse çok küçük.
haydi kırın pencerelerinizi ve birer birer ölün.
haydi tanımlayın bana kendinizi.
kim varolmak istiyor ha!
tartışmalar sadece birer kafiye yığını. kimse kimseyi sevemez. haydi durun ve bakın.
yoksunuz işte yoksunsunuz. size hayat denen macerayı vermiyorum. bırakın tek eksiz o kalsın
hayatınızda. nasıl olsa hepiniz yaşamış gibi yapmıyor musunuz? ha yaşayamadığınızı bin bir kat
yalan ve bin bir kat sözcükle örtmüyor musunuz?
çabuk oturun ve cevap verin.
bu ellerime bulaşan çocuklar benim değil.
kim kaçtı,
kime ait ellerimde büyüyen bu bedenler?
hayır yalan ben çocuk görmedim. bunlar benim değil. benim hiçim var yok yok yok var yok yok yok yok var yok var.....
sonra anlamlarını yitirmeye giden bir el tanesi.
haydi anlam bulun hayata şimdi.

24 Temmuz 2007 Salı

BEN SANA MECBURUM

"ne denebilir ki. sadece insan bir akşamüstü ansızın YORULUR."

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur ?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburun sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki haziran'da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır, başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin


ATİLLA İLHAN

23 Temmuz 2007 Pazartesi

BENİM BABAM VARYA SENİ DÖVER!


“İşte böyle Laz İsmail, işte böyle
mesele esir düşmekte değil,
teslim olmamakta bütün mesele!”

N.Hikmet – 1948


Söylenecek o kadar çok şey var ki! Ama bu sözler de “geçmişi dövmekten” farksız olacaktır. Durum ortadadır… Aziz Nesin kısmen haklıdır!!!

Demokrasi” kazanmıştır… Doğrudur. Bir itirazım yoktur. Sadece zamanın birinde birilerinin “Demokrasi” ağacı dikmek (ki gübresini de bol kullanarak) için; iyi niyetli hallerini gördük… O “Demokrasi” bu demokrasi mi? Küçük oğlan şu repliği de ekliyor olabilir sonuna: “benim babam demokrasiyi çooooooooook seviyo!

Demokrasinin “star”ları… Ne denebilir ki; bir ampul gibi ışıl ışıl ülkemi aydınlatıyor. Haydi hayırlı işler!!!

Lümpenya (ki proletaryanın başkalaşım sonucu hali) kaderini bir şekilde belirlemiştir. Çoğunluk mutludur. Kolay gelsin!!!

Neden olmuştur, nasıl olmuştur bir yanadır artık… Olmaması gerekmektedir sonra. Şimdi tam zamanıdır… Belki bizler savrulduğumuz yerlerden başımızı çıkarmak zorundayız. Zorundayız çünkü…

benim babam demokrasiyi çooooooooook seviyo!

Sorun büsbütün “emperyalizm” sorunudur… Kullanılıp atılacak mendil kurutulup (belki de geri dönüşüm amaçlı) tekrar raflardadır. Güle güle kullanın!!!

Florasanlar küresel ısınmada yardımcı etki yaratıyor diye mi acaba “ampul” sayısı arttı? Bilinmez…

İçimde bir sıkıntı ve karanlık var. 22 Temmuz gecesinin karanlığı yitmeyecekmiş gibi…

Ama hala bildiğim bir şey var…

Teslim olmamakta bütün mesele”…

Vatana millete hayırlı olsun!!!

17 Temmuz 2007 Salı

BİR AYRILIK GÜNCESİ (bir öfke denemesi)

Kırmızı
öfkenin bir anlamı olmalı
yazılmalı bir yerlere tarih
bacak arasında açan bir kaç sözcüğün elleri...
Dişiliğinin bir anlamı ve bütünlüğü olmalı...
Kaybedilmeye değer en güzel yerinde
öfkenin bir anlamı olmalı
ağız boşluğunda dağılan bir rüzgâr
kelepçeli bir sigara kutusu
mektup parçası
açılıp gizlenen bir sanal nesne
kırmızı
öfkenin her hangi bir anlamı olmalı

minnacık bir bedenin gölgesi bu kadar korkunç olamaz
bu kadar iç acıtıcı
bu kadar mide bulandırıcı
bu
gece
intiharın peşinde bir çift gölge
olmayacak kadar küçük eller
ve
olmayacak kadar büyük dünya
öfkenin bir anlamı bulunmalı
kanamadan daha kırmızı...



Öfkenin bir anlamı olmalı
kanamadan daha kırmızı...

08.15
uyandım. İlk kez yanımdaki kadını tanımadım. Güzel. Şimdi bir sigara içme vakti diye geçirdim
içimden. O içini çekti. Yatağın soğuk kısmına çevirdi minik bedenini. Duvara baktım. Geceki hiç bir leke yoktu. Birden okul zili çaldı. Pencereye binlerce cümle çarptı. Omzuna dokundum. İçimde kimse yoktu. Yataktan çıktım. Ayaklarım altında ezilen parke çığlık attı. Nefes aldım.
İlk kez nefes aldım.
Ben ilk kez nefes aldım.

09.15
otobüs durağında iki kız bana baktı. Gülümsedim. Bir araba sinyal lambasını yaktı. Otobüsler geçti önümden. Numaralarına bakmadım. Islık çaldım. Dudağıma yapışmış sigarayla ıslık çaldım. Elimi kot montun cebine attım. Kendimi gıdıkladım. Karşıdaki kızın dudaklarına baktım. İnceledim tüm kıvrımlarını. Soğuktan çatlamışlığını, yarım kalmış rujunu... Dudaklarımı ıslattım. Geç kaldım.
Çok kez geç kaldım.
Ben ilk kez geç kaldım.

10.15
otobüs durağı boşaldı. Yürüdüm. Afişlerin önünden geçtim. Bu hafta ilk kez bir yere gitme isteği
uyandı içimde tak başıma. Telefonum çaldı. Açtım. "gelmeyeceğiz" dedim "ama ben gelebilirim"i de ekledim. Çok mutlu oldum. Telefonu kapadım. Otobüs durağı bulup oraya kuruldum. Otobüs geldi. Durdurmadım. Sigaramı daha yeni yakmıştım. Yürüdüm gene. Ayaklarım yeri hissetti. Ben yürüdüm.
Birçok kez yürüdüm.
Ben ilk kez yalnız yürüdüm.

12.15
varyanttan konak'a baktım. Bir minarenin gölgesinde çay içtim. Yeşile dolandı gözlerim. Telefonum çaldı. İçimde kimse yoktu. Açtım. Karşıdaki amcaya uzattım telefonu. "alo" dedi. Amca bana baktı. Meşgul sesi... Okumuştur dedim yazdıklarımı. Orayı terk ettim.
İlk kez terk ettim.
Ben ilk kez terk ettim.

00.15
evin balkonundan geçen arabalara bakıyorum. Bira hafif bir rüzgâr yaratıyor içimde. Telefonda
bilmediğim bir numara çeviriyorum. Kim açıyor bilmiyorum. "seni seviyorum" diyorum. Kapatıyorum telefonu. Yalan söyledim.
Yalan söyledim.
Ben ilk kez yalan söyledim.

03.15
yazıyorum. Çeyrek asrın yakın tarihini betimliyorum. Duvardaki posterde bir kaç hüzün ve renk görüyorum. Sigaramı söndürüyorum. Bir kadın düşlüyorum. Bir kadını düşlüyorum.
Kadın düşlüyorum.
Ben ilk kez kadın düşlüyorum.

05.15
sigaramı içiyorum. Tatminim en üst noktada. Bitiyorum yazıyı. Kaydetmeden kapatıyorum
bilgisayarı. Neşeliyim. Gülüyorum. Uyuyorum.

08.15
uyuyorum hala...

09.15
uyumaya devam ediyorum...

10.15
çalan telefona "meşgul" olarak yanıt veriyorum. Uyumaya devam...

12.15
çayımı içiyorum. hiçbirşey yapıyorum. Telefonumun piliyle oynuyorum. Neşeliyim. Ben bugün
hiçbirşey yapıyorum sadece...



Günlerden herhangi biri...

08.50
gitti. Gitti. Gitti. Gitti.

09.50
ömrüm uzadı. Mektuplara tutundum. Sigaramı tuttum. Ellerimde hissetim. Her şey karardı. Hava da. Yazmanın bir anlamı bulunmalı.

10.50
kahvemi soğumuş bir şekilde içtim. Kahvemin dumanlarına geç kaldım. Düşündün. Devam ettim düşünmeye. Bekledim. Hala bekledim. Aramasını. Telefonun pilini yerine yerleştirdim. Yoktu.

12.50
gazeteyi açtım. Onu aradım. Saçmaladım. İçimde birilerini aradım. Elimdeki kandili içime düşürüp bir yangın çıkarmayı umdum. Beceremedim. Belki dedim. Acı çekmekten başka şeylere bağımlı olmaya başlamalıyım. Ama yine de o yoktu.

15.50
başka görüntülerle kendimi dölledim. Ellerimi bedenimde bir böcek gibi dolaştırdım. Seni aradım. Güldüm. Çünkü ellerin hiç bana tutunmadı ki. Saçma dedim. Yine yaptın işte. Aptal adam. Onun senin için en iyiyi yaptığını düşledin ve tümceleri ona göre yazdın. Aptal adam.

16.50
beklemiyorum. Çünkü gelmek ona yakışmaz. Daha gerçek bakabiliyorum. Yaşasın. O hiç o olamadı diye düşünüyorum artık. Yazdıklarımın kurmacası gerçeği aydınlatıyor. Yazmak çoğu zaman yalan söylemektir kendine. Fantazyaların arasında boğulmaktır.

19.50
sen dediğim şeyi yazdığımı anladım. Sen sadece bir çatı ya da bir harf yığınıydın. Senden en
muhteşemi yaratmaya çalıştım. Olup biten her şey zihnimin bana sağladığı en büyük avantaj.
Yoktun aslında. Kızdığım, sinirlendiğim sen değil içimdeki beni çiftleyendi. Bunu daha iyi anladım.

23.50
her şeyi anladım. İntihar etmeliyim dedim. Güldüm. Yeni bir fantazya. Komik. Hayatımın ne kadar komik olduğunu tartışıyorum şimdi.

03.50
uyumaya çabalıyorum. Yatarken yazmak gerçekten zor. Uyumalıyım. Sen uyumuşsundur bile.
Bakayım bir sana. Uyumuşsun işte. Sırtın gene bana dönük. Ellerin kenetli. Bak şimdi sana neler yaptıracağım. Yüzünü bana dön. Döndün. Dudaklarını arala. Araladın işte. Şimdi beni öp. Öpmeye çalıştın. Ben çoktan uyudum. Keyifli bir oyun.

08.55
satranç oynamaya karar verdim. Siyahlar ben beyazlar da ben. İşte en sonunda anladım. Herkes kendi oyununu bir şekil içinde kendisiyle oynuyor.

09.55
senin sadece bir et yığını olduğunu anladım. Evet hastayım. Hastalıklıyım ve bunu seviyorum. Seni de seviyorum. Bir bedene değil ama tutkum. Kendime. narkisos oldum. ekho mu arıyorum...