bu saatlerden sonra yazma işini tarihe havele ediyorum. tarih yaşanılan şu anı kaydedip yarın, bana done verecek. umarım yarın bugüne yakışık'alır. yoksa bu gün tekrardan alevlenen umut ışığı kaybolur...
çok saol varlığın için. çok saol hayatımda bir yer aldığın için.
herşeyden öte...
HOŞGELDİN...
9 Eylül 2007 Pazar
6 Eylül 2007 Perşembe
belki... bir gün... (mektubumsu karalamacalar I)

ordasın evrenin bir ucundasın işte
kalbi kırık palyaço
gülsen kan damlıyor içinin taşlarına
bir daha söndürülecek yangınlar çıkarma
v.ç
buradayla oradanın arsında kalan organik toprak parçasında tutunan bir solucanın soluk alıp verdiğini duyuyorum. ses yok. sesim yok! tanrım bu bir işkence olmalı.
zamanın atlaslarla değiştiği bir dünyadan yazdığım tüm kelimer anlamsızlığa tutunuyor. anlatılacak o kadar çok zaman ve yer var ki... ama bunları anlatacak bir alfebe bulmalıyım kendime. bir salyangoz gibi kabuğunun içinde yaşlanmak, yaşamak, yasaklamak, yasaklanmak, kaybolmak gibi eylem maskeli mastarlı kelimelerle giydirmek kendini.
korkuyorum. yumurtalı bir ekmeğin olmadığı andaki gibi korkuyorum. şiirler kadar korkuyorum. yazdıklarımdan korkuyorum. içimde benimle büyüyen başka bir şey olandan korkuyorum. değişmekten, şimdide olamamaktan, kendimi kaybetmekten, kolumdaki yaraların iyileşmesinden, sigaramın bitmesinden, rakımdaki buzun ermesinden... korkuyorum.
bulduğum her rahmin gölgesine sığınmama bir anlam arıyorum artık. bir yere ait olamamak denilen şeye de kılıf bulmalıyım.
acılarım yok. acılarım yok! tanrım nasıl tanımlamalı insan kendin? bir pantolon değilim defolu olayım. son kullama tarihim yok. kullanma klavuzum bir bir romorkör eşliğinde ölüme gitmek olur sadece...
sadece denilebilecek tek şey varmış gibi.
yaşamı seviyorum. sadece seviyorum ama...
yazmam yaşama karşı aldığım en büyük kalkanım. yazmasam yalan söyleyeceğim. o yüzden sadece yazıyorum.
o yüzden yazdıklarım sadece söz...
ADİTİA'YA İTHAFEN...

ellerime bulaşan bir nehir var
kendi gölgemi göremediğim.(yüzümü birebir gördüğüm)
işte bir dünya
basit bir hikaye konusu.
kendi gölgesine tapınan bir kadın
nergis çiçekleri gölgesinde.
kendi varoluşlarına bulaşmış kentin akşam ışıkları
bu ışıklarda kendi gölgelerini ağırlayan insan resimleri
her günüm bir kentin güncesini okuyarak...
kendini bile tanımlayamamış insan öyküleri
hep kendi varoluşlarına en az bir ikinci arayanlar...
işte buna yeni neslin “nihilizmi” diyor pek de eski olmayanlar...
kendi gölgemi göremediğim.(yüzümü birebir gördüğüm)
işte bir dünya
basit bir hikaye konusu.
kendi gölgesine tapınan bir kadın
nergis çiçekleri gölgesinde.
kendi varoluşlarına bulaşmış kentin akşam ışıkları
bu ışıklarda kendi gölgelerini ağırlayan insan resimleri
her günüm bir kentin güncesini okuyarak...
kendini bile tanımlayamamış insan öyküleri
hep kendi varoluşlarına en az bir ikinci arayanlar...
işte buna yeni neslin “nihilizmi” diyor pek de eski olmayanlar...
ulan bu kentin hiç de öyküsü yokmuş gibi...
onca sorunun üzerine aptal varoluş kaygıları.
bilinçlerinde ve nehir kıyılarında kendi yüzlerine bakamayanlar...
hep şahit...
ölümlerine
doğumlarına
aşklarına
tuvalete gidişlerine
kendilerine.
hep şahit gerekli...
kendine gelen bir alkol dalgasından sonra
sabah ilk kez aynaya bakan yüzlerine
tükürmek bu kentin kedilerine görevdir...
ben sıkıldım bu aptal kaygılardan.
“benim acılarım dünyanın en küçük acılarıdır
ve
inan ki benim varlığıma asla şahit olma”
bırakalım bu aptal kaygılarda yüzen mastürbasyonlu beyinler
yüzlerine bakamadıkları nehirlerde el ele boğulup gebersinler
ben de bu aptal ritüele şahit olursam da
kentin tüm kedileri beni delta ağızlarında
kendi varoluşumu kanıtlamaya çalıştığım dilimi ve bedenimi
yakıp küllerini izmir’in semalarına serpsinler...
bırakalım da herkes kendi şahidini bulduğunda intihar etsin...
onca sorunun üzerine aptal varoluş kaygıları.
bilinçlerinde ve nehir kıyılarında kendi yüzlerine bakamayanlar...
hep şahit...
ölümlerine
doğumlarına
aşklarına
tuvalete gidişlerine
kendilerine.
hep şahit gerekli...
kendine gelen bir alkol dalgasından sonra
sabah ilk kez aynaya bakan yüzlerine
tükürmek bu kentin kedilerine görevdir...
ben sıkıldım bu aptal kaygılardan.
“benim acılarım dünyanın en küçük acılarıdır
ve
inan ki benim varlığıma asla şahit olma”
bırakalım bu aptal kaygılarda yüzen mastürbasyonlu beyinler
yüzlerine bakamadıkları nehirlerde el ele boğulup gebersinler
ben de bu aptal ritüele şahit olursam da
kentin tüm kedileri beni delta ağızlarında
kendi varoluşumu kanıtlamaya çalıştığım dilimi ve bedenimi
yakıp küllerini izmir’in semalarına serpsinler...
bırakalım da herkes kendi şahidini bulduğunda intihar etsin...
23 Ağustos 2007 Perşembe
ANKARA'da denizin göle düşüşü...
baharda asılı kalmış yüzleri
insanlar...
uçurtmalar gibi yüksek tellerde
gerilimi bacak aralarından aşırıp gözlerine çekmişler.
bahar olmaması ne kötü.
hiç bir çiçeğin açamayacağı
ama
her bir çiçeğin solabileceği
soğuktan yüzlerin atlası...
kültablalarında uyanan bir kent.
izmaritten ve başı boş köprülerden
iki kat arasına sıkışmış meyhanelerden
çıkıp gurup vaktini gölde geçiren esmer romantikler
gördüm.
ankara'da bir akşam vakti
denizin göle düşüşünü gördüm.
gözlerim gördü.
ankara'da bir akşan üstü
tüm kuşlar gölde boğuldu
ben öldüm...
insanlar...
uçurtmalar gibi yüksek tellerde
gerilimi bacak aralarından aşırıp gözlerine çekmişler.
bahar olmaması ne kötü.
hiç bir çiçeğin açamayacağı
ama
her bir çiçeğin solabileceği
soğuktan yüzlerin atlası...
kültablalarında uyanan bir kent.
izmaritten ve başı boş köprülerden
iki kat arasına sıkışmış meyhanelerden
çıkıp gurup vaktini gölde geçiren esmer romantikler
gördüm.
ankara'da bir akşam vakti
denizin göle düşüşünü gördüm.
gözlerim gördü.
ankara'da bir akşan üstü
tüm kuşlar gölde boğuldu
ben öldüm...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)